Bir sanığın eyleminin, hem TCK m. 105 (cinsel taciz) hem de TCK m. 225 (hayasızca hareketler) suçlarını oluşturduğu bir durumda, fikri içtima (TCK m. 44) gereği daha ağır olan cinsel taciz suçundan ceza verilirken, mahkemenin temel cezayı belirlemede TCK m. 225'in daha yüksek olan alt sınırını (6 ay) dikkate alması gerektiği yönündeki Yargıtay yorumunu, 'ceza adaletinin sağlanması' ve 'orantılılık ilkesi' (TCK m. 3) açısından değerlendiriniz. Bu yorum, kanunun lafzının ötesine geçen bir 'hakkaniyet denetimi' midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199199

Bu durum, ceza hukukunda normların yorumlanması ve adalet ilkelerinin uygulanması açısından ilginç bir örnek teşkil eder. TCK m. 44, açıkça en ağır suçtan ceza verilmesini emreder. Ancak, en ağır suç olan cinsel tacizin alt sınırı (3 ay), daha hafif olan hayasızca hareketlerin alt sınırından (6 ay) daha düşüktür. Eğer mahkeme, sadece TCK m. 105'i uygulayarak 3 ay gibi bir ceza verirse, fail, iki suçu birden işlemesine rağmen, sadece daha hafif olan suçu (hayasızca hareketler) işleseydi alacağı cezadan (en az 6 ay) daha az bir ceza almış olacaktır. Bu, 'ceza adaleti' ve 'orantılılık ilkesi' açısından açık bir çelişki ve haksızlık yaratır. Yargıtay'ın, bu durumda mahkemenin temel cezayı belirlerken, diğer suçun alt sınırını da gözeterek, cezayı en az 6 aydan başlatması gerektiği yönündeki yorumu, kanunun lafzının dar yorumundan kaynaklanabilecek bu adaletsizliği önlemeye yönelik bir 'hakkaniyet denetimi'dir. Bu yorum, kanunun ruhuna ve ceza hukukunun genel ilkelerine (adalet, orantılılık) uygun bir çözüm bulma çabasıdır. Mahkeme, TCK m. 61'deki cezanın bireyselleştirilmesi yetkisini kullanırken, fiilin haksızlık içeriğinin, tek bir suça göre daha fazla olduğunu bu şekilde dikkate almış olur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-225-hayasizca-hareketler-sucu.html - Y.14.CD 2013/13300 K. sayılı karar)