Bir iş davasında, dava açılmadan önce 'arabuluculuk' yoluna başvurulmasının zorunlu olduğu alacak kalemleri (kıdem, ihbar, fazla mesai vb.) ile zorunlu olmadığı durumlar (iş kazasından kaynaklanan tazminat, hizmet tespiti) arasındaki ayrımın hukuki dayanağı nedir? Tarafların, zorunlu arabuluculuk sürecine katılmamasının, daha sonra açılacak davadaki yargılama giderlerinden sorumluluk açısından ne gibi bir sonucu vardır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199197

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi, kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan 'işçi veya işveren alacağı ve tazminatı' ile 'işe iade' talebiyle açılan davalarda, dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını bir 'dava şartı' haline getirmiştir. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti gibi alacaklar bu kapsama girer. Ancak, 'iş kazası veya meslek hastalığından' kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları, bu zorunluluğun dışında tutulmuştur. Bu ayrımın temel nedeni, iş kazası davalarının daha karmaşık, genellikle birden fazla sorumluyu (işveren, alt işveren, SGK) içeren ve kamu sağlığı boyutu da olan davalar olmasıdır. Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun taraf olduğu 'hizmet tespiti' davaları da, kamusal niteliği ve prim tahakkuku gibi sonuçları nedeniyle zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır. Taraflardan birinin, geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk arabuluculuk toplantısına katılmaması ve bu nedenle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda, bu taraf daha sonra açılacak davada 'kısmen veya tamamen haklı çıksa bile', yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Bu, tarafları arabuluculuk sürecine katılmaya teşvik eden önemli bir yaptırımdır. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/blog/bursa-yildirim-avukat/ - İş Hukuku Avukatı ve Arabulucu Avukat bölümleri)