CMK m. 195, belirli şartlar altında sanığın yokluğunda duruşma yapılmasına izin verirken, CMK m. 196, sanığın sorgusunun 'istinabe' (adli yardım) yoluyla yapılmasına olanak tanır. Bu iki usulün temel farkları ve uygulanma koşulları nelerdir? Özellikle, sanığın yurt dışında bulunması durumunda, mahkemenin hangi usulü tercih etmesi, 'savunma hakkı'nın daha etkin kullanılması açısından önemlidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199193

CMK m. 195 ve m. 196, sanığın duruşmada hazır bulunmamasıyla ilgili iki farklı durumu düzenler: 1) Yoklukta Duruşma (CMK m. 195): Bu usul, sanığın, usulüne uygun çağrıya rağmen 'mazeretsiz olarak' duruşmaya gelmemesi halinde uygulanır. Mahkeme, sanık olmadan yargılamaya devam eder ve karar verir. Burada sanığın savunması hiç alınmamış olur. Bu, sanığın kendi kusurundan kaynaklanan bir durumdur. 2) İstinabe Yoluyla Sorgu (CMK m. 196): Bu usul, sanığın duruşmadan 'bağışık tutulmayı' talep etmesi veya yurt dışında bulunması gibi, duruşmaya gelmesinin zor olduğu 'haklı' durumlarda uygulanır. Mahkeme, sanığın sorgusunun, bulunduğu yerdeki başka bir mahkeme (naip hakim) veya yurt dışındaysa o ülkenin yetkili adli makamı aracılığıyla yapılmasına karar verir. Sanığın savunması alınır, ancak bu dolaylı bir yolla yapılır. Sanığın yurt dışında bulunması durumunda, mahkemenin doğrudan yoklukta yargılama (m. 195) yapması, savunma hakkının ağır bir ihlali olur. Bu durumda, 'savunma hakkı'nın daha etkin kullanılması için, uluslararası adli yardımlaşma sözleşmeleri çerçevesinde, 'istinabe' (m. 196) yoluna başvurulması esastır. Bu, sanığa en azından bulunduğu yerde savunma yapma ve iddialara cevap verme imkanı tanır. Doğrudan mahkumiyet hükmü kurulması (Yargıtay 5. CD, 2007/8807 K. gibi) mutlak bir bozma nedenidir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-145-ifade-ve-sorgu-icin-cagri.html)