Bir icra takibinde, borçlunun, alacaklının gösterdiği adreste bulunamaması ve başka bir adresinin de tespit edilememesi durumunda, ödeme emrinin 'ilanen tebligat' yoluyla yapılması (Tebligat Kanunu m. 28) usulünü açıklayınız. İlanen tebligatın, borçlunun hukuki dinlenilme hakkı açısından yarattığı riskler nelerdir ve bu tebligatın geçerli sayılabilmesi için kanunun aradığı sıkı şekil şartlarının (araştırma, ilan vb.) önemi nedir?
İlanen tebligat, muhatabın adresinin meçhul olması veya bilinen adresinde tebligat yapılamaması gibi durumlarda başvurulan, istisnai bir tebligat yöntemidir. İcra takibinde bu yola başvurulabilmesi için, icra dairesinin veya alacaklının, borçlunun bilinen tüm adreslerine tebligat çıkarması ve bu tebligatların iade edilmesi, ayrıca borçlunun adresinin tespiti için gerekli tüm araştırmaları (MERNİS, SGK, emniyet araştırması vb.) yapmış ve bir sonuç alamamış olması gerekir. Bu araştırmalar tutanak altına alındıktan sonra, icra mahkemesinden talep üzerine ilanen tebligata karar verilir. Tebligat, Türkiye genelinde yayınlanan bir gazetede ve (varsa) elektronik ortamda ilan edilir. İlanen tebligat, borçlunun takipten haberdar olamaması riskini taşıdığı için, 'hukuki dinlenilme hakkı' (Anayasa m. 36) açısından son derece riskli bir yöntemdir. Borçlu, takipten haberdar olamadığı için süresi içinde itiraz edemeyebilir ve malları haczedilip satılabilir. Bu nedenle kanun, ilanen tebligatın geçerli sayılabilmesi için, öncesinde kapsamlı bir 'adres araştırması' yapılmasını ve ilanın usulüne uygun olarak gerçekleştirilmesini çok sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Bu şartlara uyulmadan yapılan bir ilanen tebligat geçersizdir ve borçlu, takibi öğrendiği andan itibaren 'gecikmiş itiraz' (İİK m. 65) gibi yollara başvurarak haklarını koruyabilir. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/blog/bursa-yildirim-avukat/ - İcra Avukatı bölümü ve Tebligat Kanunu)