Bir taksirle öldürme suçunda (TCK m. 85), sanığın 'tam kusurlu' olduğunun tespit edilmesi, temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren tek başına yeterli bir sebep midir? Mahkemenin, sanık tam kusurlu olmasına rağmen, 'meydana gelen zararın ağırlığı' veya 'suçun işleniş biçimi' gibi diğer kriterleri dikkate almadan, temel cezayı alt sınırdan (2 yıl) tayin etmesi, Yargıtay denetimi açısından nasıl bir sonuç doğurur? Bu durumu, 'cezanın bireyselleştirilmesi' ilkesinin ihlali olarak değerlendiriniz.
Taksirle öldürme suçunda sanığın 'tam kusurlu' olması, cezanın alt sınırdan uzaklaşılması için çok önemli ve güçlü bir kriterdir, ancak tek başına yeterli değildir. TCK m. 61 ve m. 22/4, cezanın belirlenmesinde 'failin kusuru', 'meydana gelen zararın ağırlığı' ve 'suçun işleniş biçimi' gibi tüm unsurların birlikte değerlendirilmesini emreder. Bu, 'cezanın bireyselleştirilmesi' ilkesinin bir gereğidir. Mahkemenin, sanığın tam kusurlu olduğunu tespit etmesine rağmen, bu durumu ve diğer ağırlaştırıcı unsurları (örneğin, birden fazla kişinin yaralanması, suçun vahim bir ihmalle işlenmesi) gerekçesinde hiç tartışmadan veya yetersiz bir gerekçeyle temel cezayı en alt sınırdan tayin etmesi, Yargıtay denetiminde bir 'bozma' sebebi olarak kabul edilir. Çünkü bu durum, cezanın bireyselleştirilmesi ilkesinin ve TCK m. 3'teki 'orantılılık' ilkesinin ihlali anlamına gelir. Yargıtay, mahkemenin, cezanın belirlenmesindeki takdir hakkını kullanırken, kanunun aradığı tüm kriterleri dikkate alıp almadığını ve kararını makul ve yasal gerekçelere dayandırıp dayandırmadığını denetler. Tam kusurlu bir failin, tali kusurlu bir fail ile aynı temel cezayı alması, ceza adaletine aykırı bir sonuç doğurur. (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/taksirle-oldurme-sucu-ve-cezasi/169 ve Yargıtay 12. CD 2017/3587 K. sayılı karar)