Anayasa Mahkemesi'nin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında, yasama dokunulmazlığının istisnası olan 'Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar' ibaresinin, kanun koyucu tarafından açıkça düzenlenmemiş olmasının 'belirlilik' ve 'öngörülebilirlik' ilkelerini nasıl zedelediği belirtilmiştir? Yargının, bu boşluğu yorum yoluyla doldurmasının, temel hak ve özgürlükler açısından yarattığı riskleri, AYM'nin kararı ışığında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199114

AYM, Gergerlioğlu kararında, Anayasa'nın 14. maddesinin lafzının, hangi suçların yasama dokunulmazlığı istisnası kapsamına girdiğini 'belirli' ve 'öngörülebilir' bir şekilde ortaya koymaya elverişli olmadığını vurgulamıştır. Bu durum, hangi suçların dokunulmazlık kapsamında, hangilerinin ise istisna kapsamında olduğunun önceden net bir şekilde bilinememesine yol açmaktadır. AYM'ye göre, bu anayasal boşluğun kanun koyucu tarafından değil de, yargı organlarınca 'yorum' yoluyla doldurulması, temel hak ve özgürlükler açısından ciddi riskler taşımaktadır. Çünkü bu durum; 1) Hukuki Güvenliği Zedeler: Milletvekilleri, hangi eylemlerinin dokunulmazlık dışında kalacağını öngöremez hale gelir. 2) Keyfi Yorumlara Yol Açar: Yargı organlarının, siyasi konjonktüre veya kendi sübjektif değerlendirmelerine göre istisnanın kapsamını genişletme veya daraltma riski doğar. 3) Güçler Ayrılığını İhlal Eder: Yasama organının Anayasa ile korunan bir güvencesinin (dokunulmazlık) sınırlarının, yasama tarafından değil, yargı tarafından belirlenmesi, güçler ayrılığı ilkesiyle bağdaşmaz. AYM, bu belirsizliğin, özellikle ifade özgürlüğüyle ilgili suçlarda, milletvekillerinin siyasi faaliyetlerini yürütürken üzerlerinde bir baskı (chilling effect) yarattığını ve seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını etkisiz kıldığını belirtmiştir. Bu nedenle, hangi suçların 14. madde kapsamında sayılacağının, temel güvenceleri içeren bir 'yasal düzenleme' ile açıkça belirlenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/aym-gergerlioglu-karari/)