Danıştay On İkinci Dairesi'nin E:2000/241, K:2003/3715 sayılı kararında, hakkında 'Devlet memurluğundan çıkarma' cezası teklifiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilen bir memurun, savunma yapmak için kendisine verilen 7 günlük süre içinde hastaneye yatarak sağlık mazereti bildirmesi olayı nasıl değerlendirilmiştir? Mahkemenin, bu durumda dahi 657 sayılı Kanun'un 130. maddesindeki 'savunma hakkı'nın usulüne uygun olarak kullandırıldığı ve işlemin hukuka uygun olduğu yönündeki tespiti, 'savunma hakkının kutsallığı' ilkesiyle nasıl bağdaştırılabilir? Bu kararı eleştirel bir gözle analiz ediniz.
Danıştay'ın ilgili kararında, Yüksek Disiplin Kurulu'nun davacıya 657 sayılı Kanun'un 130. maddesine uygun olarak 7 günlük savunma süresi verdiği, bu yazının usulüne uygun tebliğ edildiği ve dolayısıyla idarenin yasal yükümlülüğünü yerine getirdiği kabul edilmiştir. Davacının bu süre içinde hastaneye yatması, savunma hakkının kısıtlandığı anlamına gelmemektedir. Danıştay'a göre davacı, yazılı savunmasını bu süre içinde sunabileceği gibi, bir vekil aracılığıyla da savunmasını yapabilme imkanına sahipti. Bu imkanları kullanmayarak süreyi geçiren davacının, savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı belirtilmiştir. Bu karar, 'savunma hakkının kutsallığı' ilkesi açısından eleştiriye açıktır. Zira, bir kişinin hastanede yatarak tedavi görmesi, etkin bir savunma hazırlamasını fiilen zorlaştıran veya imkansız kılan objektif bir mazerettir. Savunma hakkı, sadece şekli bir süre vermekten ibaret değildir; aynı zamanda kişinin fiilen ve makul koşullarda savunmasını hazırlayabilmesini de içerir. İdarenin, belgelendirilmiş ciddi bir sağlık mazereti karşısında, ek süre tanımak veya savunmayı almanın başka bir yolunu aramak yerine, doğrudan 'hakkından vazgeçmiş sayılır' sonucuna varması, savunma hakkının özünü zedeleyen katı bir yorum olarak değerlendirilebilir. Karar, usuli gerekliliklerin, hakkın özünün önüne geçtiği bir yaklaşımı yansıtmaktadır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/devlet-memurlari-kanunu-130-madde-dmk/)