Bir il özel idaresi müdürünün, katılanın yazılı rızası olmadan ve usulüne uygun bir kamulaştırma kararı bulunmaksızın, onun arazisinden yol geçirmesi eylemi, TCK açısından öncelikle hangi özel suçların (TCK m. 154, m. 261) oluşup oluşmadığının tartışılmasını gerektirir? Mahkemenin, bu özel suçları tartışmadan doğrudan TCK m. 257 (görevi kötüye kullanma) üzerinden hüküm kurması, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2017/4591 sayılı kararına göre neden hatalıdır? 'Suçların normları arasındaki yarışmada özel normun önceliği' ilkesini bu olay üzerinden açıklayınız.
Bir kamu görevlisinin, bir kişinin arazisinden usulsüz olarak yol geçirmesi eylemi, ceza hukuku açısından birden fazla suç tanımına uyabilir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2017/4591 sayılı kararında da belirtildiği gibi, mahkeme öncelikle bu eylemin daha özel suç tanımlarına uyup uymadığını tartışmalıdır. Bu özel suçlar: 1) TCK m. 154/1 (Hakkı olmayan yere tecavüz): Başkasının zilyetliğindeki bir araziye, zilyedin rızası hilafına girilmesi veya orada kalınmasıdır. 2) TCK m. 261 (Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf): Kamu görevlisinin, kanuna aykırı olduğunu bilerek kişilerin malı üzerinde zorla tasarrufta bulunmasıdır. TCK m. 257'de düzenlenen 'görevi kötüye kullanma' suçu, genel, tali ve tamamlayıcı bir hükümdür. 'Suçların normları arasındaki yarışmada özel normun önceliği' (lex specialis derogat legi generali) ilkesi gereğince, bir fiil hem genel bir normun hem de özel bir normun kapsamına giriyorsa, faile özel norm uygulanır. Yargıtay, mahkemenin, eylemin bu özel suçları (m. 154, m. 261) oluşturup oluşturmadığını hiç tartışmadan, doğrudan genel ve tali nitelikteki görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurmasını bu nedenle hatalı bulmuştur. Mahkeme, ancak eylemin bu özel suçların unsurlarını taşımadığı kanaatine vardıktan sonra, eğer koşulları varsa, genel norm olan TCK m. 257'yi uygulayabilir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/kisilerin-mallari-uzerinde-usulsuz-tasarruf-sucu.html)