TCK m. 158/1-i'de düzenlenen 'Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle' işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunda, 'serbest meslek erbabı' kavramı nasıl tanımlanır? 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun bu tanımdaki rolü nedir? Yargıtay'ın, 'müteahhit' veya 'emlak komisyoncusu' gibi kişileri neden bu kapsamda değerlendirmediğini, 'sermayeden ziyade şahsi mesaiye ve ihtisasa dayanma' kriteri açısından tartışınız.
'Serbest meslek erbabı' kavramı, ceza kanununda değil, vergi hukukunda tanımlanmıştır. TCK m. 158/1-i'nin uygulanmasında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 65. ve 66. maddelerindeki tanım esas alınır. Bu tanıma göre serbest meslek faaliyeti; 'sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan' bir iştir. Avukat, doktor, mali müşavir gibi meslekler bu tanıma uyar. Suçun oluşması için, failin bu mesleğinin toplumda yarattığı özel 'güveni' kötüye kullanarak hileli davranışlar sergilemesi gerekir. Yargıtay, 'müteahhit' veya 'emlak komisyoncusu' gibi kişileri bu kapsamda saymamaktadır. Çünkü bu kişilerin faaliyetleri, GVK'daki tanımın aksine, 'sermayeye' (inşaat malzemesi, arsa, ofis giderleri vb.) dayalıdır ve 'ticari' niteliktedir. Oysa TCK m. 158/1-i'deki nitelikli halin temelinde, kişinin sermayesinden çok, 'şahsi uzmanlığına ve bilgisine' duyulan özel güvenin istismar edilmesi yatmaktadır. Bu ayrım, suçun nitelikli halinin uygulama alanını daraltan ve sadece belirli meslek gruplarını kapsayan bir yorumdur. (Kaynak: or.av.tr/nitelikli-dolandiricilik-sucu-sartlari-ve-cezasi/)