Bir köy muhtarının, KÖYDES projesi kapsamında köyün içme suyu şebekesini, kamulaştırma yapmadan ve katılanın rızasını aldığını iddia ederek, onun bahçesinden geçirmesi ve bu sırada nar fidanlarına zarar vermesi eylemi, TCK m. 261 (Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf) ve TCK m. 151 (Mala Zarar Verme) suçları açısından nasıl değerlendirilmelidir? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/8018 sayılı kararında, 'arazi üzerinde tasarruf için zor kullanılmamış olması' ve 'katılanın rızasının varlığına dair tanık beyanları'nın, suçların yasal unsurlarını nasıl etkilediği ve neden beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varıldığını açıklayınız.
Bu eylem, ilk bakışta hem TCK m. 261 hem de m. 151'in unsurlarını taşıyor gibi görünse de, suçların oluşabilmesi için gerekli olan manevi unsur (kast) ve hukuka aykırılık unsurunun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerekir. TCK m. 261, 'zorla' tasarrufu cezalandırır. TCK m. 151 ise 'haksız yere' başkasının malına zarar vermeyi cezalandırır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/8018 sayılı kararında, sanık muhtarın savunması, tanık beyanları ve projenin kamusal niteliği bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Kararda, muhtarın, katılanın önceden bilgilendirildiği ve rızasının alındığı yönündeki savunmasının tanıklarca doğrulanması ve eylem sırasında herhangi bir 'zor kullanma' olgusunun bulunmaması nedeniyle TCK m. 261'in unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Benzer şekilde, katılanın rızası (veya en azından rızasının varlığına dair makul bir inanç) nedeniyle, mala zarar verme eyleminde 'hukuka aykırılık' unsurunun ortadan kalktığı sonucuna varılmıştır. Fail, hukuka uygunluk nedeni olan 'ilgilinin rızası' çerçevesinde hareket ettiğine inandığı için, suç kastı da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, her iki suçun da yasal unsurları oluşmadığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/kisilerin-mallari-uzerinde-usulsuz-tasarruf-sucu.html)