5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca, suça sürüklenen çocuklara (SSÇ) isnat edilen bazı suçlarda 'uzlaştırma' yoluna gidilmesi bir kovuşturma şartıdır. Bu usulün, çocuğun yargısal süreçte damgalanmasını önleme ve onarıcı adalet ilkelerini gerçekleştirme açısından önemini tartışınız. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2009/7393 sayılı kararında, uzlaştırma usulü uygulanmadan SSÇ hakkında mahkumiyet hükmü kurulması neden bir bozma sebebi olarak kabul edilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199081

Uzlaştırma kurumu, özellikle suça sürüklenen çocuklar (SSÇ) için ceza adalet sisteminde önemli bir role sahiptir. Temel amacı, çocuğu klasik ceza yargılamasının yıpratıcı ve damgalayıcı etkilerinden korumak, onarıcı adalet anlayışıyla mağdurun zararını gidermek ve çocuğun topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaktır. Uzlaştırma, bir kovuşturma şartıdır; yani mahkeme, uzlaştırma kapsamındaki bir suçta, bu usulü denemeden yargılamaya devam edip hüküm kuramaz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2009/7393 sayılı kararında, SSÇ'ye isnat edilen suçun uzlaştırma kapsamında olmasına rağmen, mahkemenin CMK m. 253 ve 254 uyarınca uzlaştırma işlemini yapmadan doğrudan yargılamaya devam ederek mahkumiyet kararı vermesi, bu emredici kovuşturma şartının ihlali olarak görülmüştür. Bu, esasa etkili, mutlak bir usul hatasıdır. Mahkemenin öncelikle dosyayı uzlaştırma bürosuna göndermesi, uzlaşma sağlanamazsa yargılamaya devam etmesi gerekirdi. Bu usule uyulmaması, kanunun çocuğa tanıdığı önemli bir güvencenin ve onarıcı adalet imkanının göz ardı edilmesi anlamına geldiği için, hükmün bozulmasına karar verilmiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-145-ifade-veya-sorgu-icin-cagri.html)