TCK m. 158/2'de düzenlenen ve 'nüfuz ticareti' olarak da bilinen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin, 'kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle' hareket etmesi şartı, TCK m. 157'deki basit dolandırıcılıktan ne şekilde ayrılır? Failin, belirli bir kamu görevlisinin ismini vermeden, sadece 'yukarılarda tanıdıklarım var' diyerek menfaat temin etmesi bu suçu oluşturur mu? Bu suçun oluşumu için vaat edilen 'işin' hukuka uygun veya aykırı olmasının bir önemi var mıdır?
TCK m. 158/2'deki nitelikli dolandırıcılık (nüfuz ticareti), basit dolandırıcılıktan (TCK m. 157) kullanılan hilenin niteliği itibarıyla ayrılır. Basit dolandırıcılıkta herhangi bir hile yeterliyken, nüfuz ticaretinde hile, failin 'kamu görevlileri nezdindeki nüfuzunu' kullanacağı vaadine dayanmalıdır. Bu suçun oluşması için failin, mağduru belirli bir işin gördürüleceğine inandırması gerekir. Yargıtay içtihatlarına göre, failin belirli bir kamu görevlisinin ismini vermesi şart değildir; ancak görevi, unvanı veya rütbesi gibi bilgilerle kamu görevlisini 'belli ölçüde somutlaştırması' gerekir. Sadece 'yukarılarda tanıdıklarım var' gibi soyut ve genel ifadelerle menfaat temin edilmesi, bu özel nitelikli hali oluşturmaz ve eylem TCK m. 157 kapsamında basit dolandırıcılık olarak kalır. Çünkü bu durumda hile, kamu görevlileri nezdindeki nüfuzdan ziyade, failin genel çevresine dayanmaktadır. Suçun oluşumu için, vaat edilen işin hukuka uygun (örneğin, yasal bir ruhsatın hızlandırılması) veya hukuka aykırı (örneğin, bir soruşturmanın kapatılması) olmasının bir önemi yoktur. Önemli olan, failin bu işi kamu görevlileri nezdindeki nüfuzunu kullanarak yaptıracağı vaadiyle mağduru aldatması ve menfaat temin etmesidir. (Kaynak: or.av.tr/nitelikli-dolandiricilik-sucu-sartlari-ve-cezasi/)