PVSK m. 16'ya 'iç güvenlik paketi' ile eklenen 'molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı... silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı' polisin silah kullanma yetkisi, 'saldırıya teşebbüs' kavramı açısından ne gibi hukuki belirsizlikler ve keyfiyet riskleri taşımaktadır? Bir eylemin 'saldırıya teşebbüs' olarak nitelendirilmesinde kolluk görevlisinin takdir yetkisinin sınırları ne olmalıdır? Bu düzenlemenin, AİHS m. 2'deki yaşam hakkı ve AİHM'in orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirmesini yapınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #199028

PVSK m. 16'ya eklenen 'saldırıya teşebbüs' ibaresi, ceza hukukundaki teşebbüs kavramından farklı olarak, henüz başlamamış ancak başlama ihtimali olan bir saldırı hazırlığını ifade etmektedir. Bu durum, önemli bir hukuki belirsizlik yaratmaktadır. Zira, bir eylemin 'saldırıya teşebbüs' olup olmadığı, her kolluk görevlisinin sübjektif değerlendirmesine açık hale gelmektedir. Bu, keyfi silah kullanımına zemin hazırlayarak ciddi bir risk oluşturur. Kolluk görevlisinin takdir yetkisi, somut, açık ve yakın bir tehlikenin varlığı ile sınırlı olmalıdır. AİHS m. 2 (Yaşam Hakkı) ve AİHM içtihatları, öldürücü güç kullanımının 'mutlak surette gerekli' (absolutely necessary) ve 'orantılı' olmasını şart koşar. 'Teşebbüs' gibi soyut ve geniş yorumlanabilecek bir kavrama dayanılarak silah kullanılması, bu 'mutlak zorunluluk' ve 'orantılılık' ilkeleriyle bağdaşmaz. AİHM, yaşam hakkı söz konusu olduğunda, varsayımsal veya uzak bir tehlikeye karşı öldürücü güç kullanımını ihlal olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla, bu düzenleme, polisin silah kullanma yetkisini tehlikeli bir şekilde genişleterek yaşam hakkı ihlallerine yol açma potansiyeli taşımaktadır ve AİHM denetiminden geçmesi zordur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/ic-guvenlik-paketi-onerileri/)