Bir gösteri yürüyüşü sırasında, polisin kullandığı biber gazı kapsülünün bir göstericinin kafasına isabet ederek ölümüne neden olması olayı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İHAS) m. 2 (Yaşam Hakkı) açısından nasıl bir ihlal teşkil eder? Ataykaya/Türkiye kararında AİHM, bu tür bir olayda devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini nasıl değerlendirmiştir? Özellikle 'etkili soruşturma yürütme' ve 'orantısız güç kullanımı' kavramlarını bu karar bağlamında açıklayınız.
Polisin kullandığı biber gazı kapsülüyle ölüme sebebiyet verilmesi, İHAS m. 2 (Yaşam Hakkı) kapsamında hem devletin negatif hem de pozitif yükümlülüklerinin ihlalini gündeme getirir. Ataykaya/Türkiye kararında AİHM, bu durumu iki boyutta ele almıştır: 1) Esastan (Negatif Yükümlülük) İhlal: Devletin, ajanları aracılığıyla kasten veya orantısız güç kullanarak ölüme sebebiyet vermeme yükümlülüğüdür. AİHM, biber gazı kapsülünün doğrudan hedef alarak ve ölümcül nitelikte kullanılmasının 'mutlak gerekli' ve 'orantılı' bir güç kullanımı olmadığını, dolayısıyla yaşam hakkının esastan ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca, biber gazı kullanımına ilişkin yasal çerçevenin belirsizliğinin de bu ihlale zemin hazırladığına dikkat çekmiştir. 2) Usulden (Pozitif Yükümlülük) İhlal: Devletin, şüpheli ölümleri aydınlatacak 'etkili bir soruşturma yürütme' yükümlülüğüdür. Ataykaya kararında AİHM, soruşturmanın yavaş ilerlemesi, failin kimliğinin 'yüzü maskeliydi' gibi yetersiz gerekçelerle tespit edilememesi ve sorumlular hakkında cezasızlık ortamı yaratılmasını, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlali olarak görmüştür. Bu nedenle, olay hem orantısız güç kullanımı hem de etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının iki yönlü ihlalini oluşturmuştur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/biber-gazi-kapsulu-sonucu-olum-yasam-hakki/)