Bir kamu görevlisinin, kanuni yetkisi olmamasına rağmen, bir vatandaşın özel mülkiyetindeki bir araziye, herhangi bir kamulaştırma kararı veya usulü olmadan, kamu hizmeti (yol, su kanalı vb.) amacıyla müdahale etmesi, TCK'da hangi özel suçu oluşturur? Bu suçun, genel bir norm olan 'görevi kötüye kullanma' (TCK m. 257) suçundan farkı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #198864

Bu eylem, TCK m. 261'de özel olarak tanımlanan 'kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf' suçunu oluşturur. Bu suçun, genel bir norm olan görevi kötüye kullanma (TCK m. 257) suçundan temel farkı, 'özel normun önceliği' (lex specialis derogat legi generali) ilkesidir. TCK m. 257, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmayan hallerde uygulanabilen 'tali/tamamlayıcı' bir hükümdür. TCK m. 261 ise, kamu görevlisinin yetkisini aşarak ve kanuni usullere (kamulaştırma gibi) aykırı olarak, kişilerin özel mülkiyetindeki mallar üzerinde zorla tasarrufta bulunması şeklindeki spesifik bir eylemi, bağımsız bir suç olarak tanımlamıştır. Bu, kamulaştırmasız el atmanın ceza kanunundaki karşılığıdır. Bir eylem, özel bir suç tanımına (burada TCK m. 261) tam olarak uyuyorsa, artık daha genel olan suç tanımına (TCK m. 257) gidilemez. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2017/4591 sayılı kararında da bu ilke vurgulanmış ve benzer bir olayda eylemin TCK m. 261'i oluşturabileceği, bu nedenle görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulamayacağı belirtilmiştir. (Kaynak: kisilerin-mallari-uzerinde-usulsuz-tasarruf-sucu.html)