TCK m. 261'de tanımlanan 'kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf' suçu, tali (ikincil) nitelikte bir suçtur. Bu suçun, TCK m. 257'deki 'görevi kötüye kullanma' suçundan ve TCK m. 154'teki 'hakkı olmayan yere tecavüz' suçundan farkları nelerdir? Bir belediye başkanının, kamulaştırma yapmaksızın bir vatandaşın arazisinden yol geçirmesi eylemi, bu üç suçtan hangisi veya hangileri kapsamında değerlendirilmelidir?
Bu üç suç arasındaki temel farklar şunlardır: 1) Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257): Genel, tali ve tamamlayıcı bir normdur. Eylem, kanunda özel olarak tanımlanmış başka bir suç oluşturmuyorsa uygulanır. Görevin gereklerine aykırı hareketle mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat sağlama unsurlarını içerir. 2) Hakkı Olmayan Yere Tecavüz (TCK m. 154): Failin kamu görevlisi olması şart değildir. Köy tüzel kişiliğine ait veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yerlere tecavüzü cezalandırır. Özel mülke tecavüz bu suçun kapsamına girmez. 3) Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf (TCK m. 261): Failin kamu görevlisi olması ve kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek kişilerin özel mülkiyetindeki taşınır veya taşınmaz malları üzerinde zorla tasarrufta bulunması gerekir. Bu suç, kamulaştırmasız el atmanın cezai karşılığıdır. Bir belediye başkanının kamulaştırma yapmadan vatandaşın arazisinden yol geçirmesi eylemi, doğrudan TCK m. 261'deki 'kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf' suçunun tanımına uymaktadır. Bu eylem, kanunda özel olarak bu şekilde tanımlandığı için, daha genel bir norm olan TCK m. 257 (görevi kötüye kullanma) uygulanmaz. TCK m. 154 ise suçun konusu özel mülk olduğu için olayda uygulama alanı bulmaz. Dolayısıyla doğru hukuki niteleme TCK m. 261'dir. (Yargıtay 5. Ceza Dairesi - Karar: 2018/1970, Kaynak: kisilerin-mallari-uzerinde-usulsuz-tasarruf-sucu.html)