İnsan ticareti suçunda (TCK m. 80) 'kandırma' unsurunun ve mağdurun iradesinin sakatlanmasının tespiti açısından, metinde yer alan Yargıtay 5. Ceza Dairesi (2011/2978 K. - evlenme vaadi) ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2010/5953 K. - daha önce çok sayıda giriş-çıkış yapan mağdur) kararlarını karşılaştırınız. Yargıtay'ın, mağdurların geçmiş tecrübeleri ve içinde bulundukları somut koşulları dikkate alarak 'geçerli rıza' ve 'kandırma' unsurlarını nasıl farklı yorumladığını analiz ediniz.
İki Yargıtay kararı, 'kandırma' unsurunun ve 'irade sakatlığının' tespitinde somut olayın özelliklerinin ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. - **Yargıtay 5. Ceza Dairesi - 2011/2978 K.:** Bu kararda, 15-18 yaş grubundaki reşit olmayan mağdurenin, sanığın 'evlenme ve ailesiyle tanıştırma vaadi' şeklindeki kandırıcı hareketleriyle rızası elde edilmiştir. Yargıtay, bu rızanın 'sakatlanmış bir irade' olduğunu ve hukuken geçerli sayılamayacağını belirtmiştir. Mağdurenin yaşı ve evlenme vaadi gibi hassas bir konuyla aldatılması, 'kandırma' unsurunun varlığını kabul etmek için yeterli görülmüş ve insan ticareti suçunun oluştuğuna karar verilmiştir. - **Yargıtay 8. Ceza Dairesi - 2010/5953 K.:** Bu kararda ise mağdurun daha önce Türkiye'ye çok sayıda giriş-çıkış yapmış olması, Erzurum'da evli bir kız kardeşinin bulunmasına rağmen onun yanına gitmeyip sanığın yanına gelmesi ve anlaşmazlık üzerine kendi başına bir otele yerleşip yaşamına devam etmesi gibi olgular dikkate alınmıştır. Yargıtay, bu tecrübeye ve hareket serbestisine sahip bir mağdurun, basit vaatlerle kandırıldığının veya çaresizliğinden yararlanıldığının söylenemeyeceğine hükmetmiştir. Mağdurun rızasının, failin rızasını aldığı şeyle aynı olduğu (fuhuş yapacağını bilerek geldiği) ve iradesinin sakatlanmadığı sonucuna varılarak insan ticareti suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. **Karşılaştırma Sonucu:** Yargıtay, ilk olayda mağdurun yaşı, tecrübesizliği ve kullanılan hilenin niteliği (evlenme vaadi) nedeniyle iradenin sakatlandığını kabul ederken; ikinci olayda mağdurun hayat tecrübesi, bağımsız hareket edebilme kapasitesi ve olayın gelişim seyrini dikkate alarak kandırma veya çaresizlikten yararlanma unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir. Bu, mahkemelerin 'kandırma' unsurunu değerlendirirken mağdurun subjektif durumunu ve hayatın olağan akışını titizlikle incelediğini göstermektedir.