Bir banka şubesinde çalışan ve mahkemelerden gelen yazılara cevap vermekle görevli bir yönetmenin, bir hukuk mahkemesinin müzekkeresine cevap vermemesi eylemi, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2012/7527 sayılı kararında nasıl bir hukuki sonuca bağlanmıştır? Bu kişinin 'kamu görevlisi' olup olmamasının, TCK m. 257 açısından önemi nedir?
Yargıtay 5. CD'nin 2012/7527 sayılı kararında, bu eylem TCK m. 257'deki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz. Bunun iki temel nedeni vardır: 1) Suçun Özgü Niteliği: TCK m. 257, failin 'kamu görevlisi' olmasını gerektiren bir özgü suçtur. Banka çalışanı, 657 sayılı DMK anlamında bir kamu görevlisi değildir. 2) Bilgi İsteyen Makam: Kararda asıl vurgulanan nokta, CMK m. 332'nin sadece 'ceza soruşturma ve kovuşturmaları' için geçerli olmasıdır. Bilgi isteyen makam bir 'hukuk mahkemesi' olduğu için, CMK m. 332 ve dolayısıyla TCK m. 257'nin uygulanma alanı dışındadır. Ancak Yargıtay, eylemin tamamen yaptırımsız kalmaması gerektiğini belirterek, bu fiilin Kabahatler Kanunu m. 32'deki 'emre aykırı davranış' kabahatini oluşturduğuna ve failin bu kabahat uyarınca idari para cezası ile cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir. Kısacası, failin kamu görevlisi olmaması ve talebin hukuk mahkemesinden gelmesi, eylemin suç niteliğini ortadan kaldırmış, kabahate dönüştürmüştür. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-332-bilgi-isteme.html)