Bir ceza infaz kurumunda, hükümlünün intihar riskinin psikolog ve sosyal çalışmacı raporlarıyla tespit edilmiş olmasına rağmen, idarenin bu raporlar doğrultusunda özel bir tedbir almaması (örneğin, bireysel terapi veya sürekli gözetim sağlamaması) ve hükümlünün intihar etmesi, idare personeli açısından nasıl bir sorumluluk doğurur? (Yargıtay 5. CD 2016/829)
Bu durum, idare personeli (kurum müdürü, sorumlu infaz koruma memurları vb.) açısından 'taksirle ölüme neden olma' (TCK m. 85) suçundan dolayı cezai sorumluluk doğurur. Yargıtay'ın 2016/829 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, devletin ve dolayısıyla cezaevi idaresinin, denetimi altındaki hükümlülerin yaşam hakkını koruma konusunda bir 'pozitif yükümlülüğü' vardır. Somut olayda, hükümlünün intihar riskinin 'bilinmesine' (raporlarla tespit edilmiş olmasına) rağmen, bu riski ortadan kaldırmaya yönelik makul ve gerekli tedbirlerin (sürekli gözetim, tekli koğuşa konulmaması, psikolojik destek vb.) alınmaması, bir 'ihmal' ve 'görevin gereklerini yerine getirmekte gecikme' olarak kabul edilir. Bu ihmal ile meydana gelen ölüm neticesi arasında doğrudan bir illiyet (nedensellik) bağı kurulur. Görevliler, öngörülebilir ve önlenebilir bir neticenin gerçekleşmesine, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranarak sebep oldukları için taksirle sorumlu tutulurlar. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/infaz-kanunu-madde-49-yonetim-tarafindan-alinabilecek-tedbirler.html)