Bir sanığın 'karışık madde kullanımı + antisosyal kişilik bozukluğu' tanısıyla tedavi gördüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkeme, bu durumu dikkate almadan, Adli Tıp Kurumu'ndan rapor aldırmaksızın sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurmuştur. Bu durum, ceza yargılamasının hangi temel ilkesinin ihlalidir ve neden bir bozma sebebidir?
Bu durum, ceza yargılamasının en temel ilkelerinden olan 're'sen araştırma' ve 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesinin ihlalidir. Ceza yargılamasında, sanığın 'cezai ehliyeti' (kusur yeteneği), yargılamanın temelini oluşturur ve mahkeme tarafından kendiliğinden araştırılması gereken bir husustur. Sanığın akıl sağlığı veya algılama/irade yeteneği hakkında ciddi bir şüphe ortaya çıktığında (somut olaydaki gibi tıbbi tanılar), mahkemenin bu şüpheyi gidermeden ve sanığın TCK m. 32 veya m. 34 kapsamında cezai ehliyetinin tam olup olmadığını bilimsel bir raporla (Adli Tıp Kurumu raporu) tespit etmeden yargılamaya devam etmesi ve hüküm kurması, 'eksik inceleme' teşkil eder. Bu, aynı zamanda Anayasa m. 36'daki 'adil yargılanma hakkı'nın ve bu hakkın bir unsuru olan 'savunma hakkı'nın da ihlalidir. Çünkü sanığın durumu, ceza sorumluluğunu tamamen kaldırabilir veya azaltabilir. Bu nedenle, cezai ehliyet araştırılmadan hüküm kurulması, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilir. (İlgili Karar: Yargıtay 6. CD 2011/6572 - Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-34-gecici-nedenler-alkol-veya-uyusturucu-madde-etkisinde-olma.html)