Ceza infaz kurumunda, hükümlülerin 'yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu olduğu' (5275 S.K. m.6/f) ilkesi, devletin hangi temel yükümlülüğünün bir yansımasıdır? Yargıtay 5. CD 2016/829 sayılı kararı, bu yükümlülüğün ihmalinin hangi suçu oluşturabileceğine işaret etmiştir?
Bu ilke, devletin, denetimi ve gözetimi altındaki kişilere karşı sahip olduğu 'pozitif yükümlülüğün' bir yansımasıdır. Yaşama hakkı (Anayasa m. 17, AİHS m. 2), devlete sadece bireylerin yaşamına müdahale etmeme (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda onların yaşamını aktif olarak koruma (pozitif yükümlülük) sorumluluğu da yükler. Cezaevindeki hükümlüler, devletin mutlak kontrolü altında oldukları için bu yükümlülük daha da artar. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/829 sayılı kararı, bu yükümlülüğün ihmalinin, sonuçları itibarıyla 'taksirle ölüme neden olma' (TCK m. 85) suçunu oluşturabileceğine işaret etmiştir. Kararda, intihar riski bilinen bir hükümlü için gerekli önlemlerin alınmamasının, görevliler açısından 'mevzuattaki emredici hükümlerin gereğini yerine getirmekte ihmal ve gecikme' olduğu ve bu ihmal ile ölüm neticesi arasında nedensellik bağı bulunduğu belirtilerek, görevlilerin cezai sorumluluğuna hükmedilmiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/infaz-kanunu-madde-49-yonetim-tarafindan-alinabilecek-tedbirler.html)