FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanık hakkında, örgütle bağlantısını gösteren tek delil olarak, içeriğine ulaşılamayan 'ByLock' programını kullandığı tespiti bulunmaktadır. Sanık, programı örgütsel amaçla kullanmadığını, özel görüşmeler için yüklediğini savunmaktadır. Bu durumda, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereğince mahkemenin nasıl bir karar vermesi beklenir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını analiz ediniz.
Bu durum, Yargıtay kararlarında en çok tartışılan konulardan biridir. 'Şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi, ceza yargılamasının temel taşıdır ve bir suçun sanık tarafından işlendiğinin yüzde yüz kesinlikle ispat edilemediği durumlarda, sanık lehine karar verilmesini gerektirir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında başlangıçta, ByLock'un örgütsel bir araç olduğu ve kullanımının tek başına üyelik için 'belirleyici delil' olduğu kabul edilmekteydi. Ancak daha sonraki kararlarında (örneğin 25.06.2020 tarihli karar), özellikle içeriklerin örgütsel olmadığının anlaşıldığı veya sanığın örgütsel amaçla kullanmadığına dair savunmasının dosyadaki diğer delillerle çürütülemediği durumlarda, mahkumiyet kararlarını bozma eğilimi göstermiştir. Somut olayda, sanığın savunması, içeriklerin olmaması ve aleyhine başka hiçbir yan delil bulunmaması karşısında, programın 'örgütsel amaçla' kullanıldığı hususunda bir şüphe doğmaktadır. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği, bu şüphenin sanık lehine yorumlanarak, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Mahkumiyet için, kullanımın örgütsel bir bağlamda gerçekleştiğinin şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtlanması zorunludur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/Yeni-bylock-karari)