Bir polis memurunun, 17 yaşındaki bir mağdureyi ailesine veya yetkili makamlara haber vermeksizin evine götürüp bir gece alıkoyması eylemi, TCK m. 109 (Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma) suçu mu, yoksa TCK m. 234/3 (Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması) suçu mu kapsamında değerlendirilmelidir? Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/4617 sayılı kararında bu suç vasıflandırması nasıl yapılmıştır ve bu vasıflandırmanın 'uzlaştırma' kurumu açısından sonucu ne olmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #196890

Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2016/4617 sayılı kararına göre, bu eylem TCK m. 234/3'te düzenlenen 'çocuğun kaçırılması ve alıkonulması' suçunu oluşturur. Mahkeme, TCK m. 109'dan verilen mahkumiyeti bu nedenle bozmuştur. İki suç arasındaki temel fark, mağdurun iradesidir. TCK m. 109, mağdurun iradesine aykırı olarak hürriyetinin kısıtlanmasını cezalandırır. Olayda ise 17 yaşındaki mağdurenin evden kaçtığı ve sanığın evine kendi rızasıyla gittiği anlaşılmaktadır. Ancak TCK m. 234/3, 16 yaşını bitirmiş ancak 18 yaşını doldurmamış bir çocuğun, hukuka aykırı olarak ailesinin veya yetkili makamların denetiminden çıkarılmasını cezalandırır; bu suçun oluşması için çocuğun rızasının olup olmamasının bir önemi yoktur. Bu suç vasıflandırmasının en önemli sonucu 'uzlaştırma' kurumuna ilişkindir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK m. 109) uzlaştırma kapsamında değilken, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun TCK m. 234/3'teki hali uzlaştırma kapsamındadır. Dolayısıyla Yargıtay, eylemin doğru vasıflandırılarak öncelikle uzlaştırma prosedürünün uygulanması, uzlaşma sağlanamazsa yargılamaya devam edilmesi gerektiğine karar vermiştir. (Kaynak: avmehmetgenc.com/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi)