AİHM ve AYM kararlarında sıkça atıf yapılan 'yargı yetkisinin devredilmezliği' ilkesi ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği AİHM'in yargı yetkisini tanıması arasındaki ilişkiyi, 'milli yargı' ve 'yargı birliği' kavramları çerçevesinde nasıl açıklarsınız? Bu durum bir yetki devri midir, yoksa bir denetim mekanizması mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #196880

Bu durum, 'yargı yetkisinin devri' değil, anayasal düzeyde kabul edilmiş bir 'denetim mekanizması'dır. 'Yargı yetkisinin devredilmezliği' ve 'yargı birliği' ilkeleri, bir devletin egemenlik alanındaki uyuşmazlıkları kendi mahkemeleri aracılığıyla çözmesini ifade eder. Ancak Türkiye, Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ve AİHM'in yargı yetkisini tanımıştır. Bu, milli yargı yetkisinden bir feragat veya devir anlamına gelmez. AİHM, bir temyiz mercii gibi davranarak yerel mahkeme kararlarının doğruluğunu veya yanlışlığını denetlemez. AİHM'in rolü, ulusal yargılamaların ve nihai kararların, Türkiye'nin uymayı taahhüt ettiği AİHS'de belirtilen temel hak ve özgürlüklere uygun olup olmadığını denetlemektir. Dolayısıyla AİHM, iç hukukun bir istisnası ve uluslararası bir denetim mekanizmasıdır. Bu, egemenliğin paylaşıldığı modern hukuk anlayışının bir gereğidir ve bir yetki devri olarak değil, üst norm denetimi olarak görülmelidir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/Anayasa-Mahkemesi-Yeni-Enis-Berberoglu-Karari)