Bir kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespit edildiği ancak görüşme içeriklerine ulaşılamadığı bir durumda, bu kişinin silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum edilmesi, Yargıtay'ın genel yaklaşımı ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi açısından nasıl bir çelişki yaratmaktadır? 25.06.2020 tarihli karar bu çelişkiyi nasıl etkilemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #196857

Yargıtay'ın genel yaklaşımı, ByLock'un münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan bir program olduğu ve örgütsel faaliyet amacıyla indirildiğinin bir karine olarak kabul edilmesi yönündeydi. Bu nedenle, içeriklere ulaşılamasa dahi, programın varlığı mahkumiyet için yeterli görülüyordu. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiyle bir çelişki yaratıyordu; zira programın örgütsel amaçla kullanıldığına dair şüphe, sanık aleyhine yorumlanmış oluyordu. 25.06.2020 tarihli karar, bu çelişkiyi sanık lehine yorumlayan bir nitelik taşır. İçeriklerin örgütsel olmadığının anlaşıldığı durumda mahkumiyetin bozulması, içeriğe ulaşılamadığı durumlarda da 'örgütsel kullanım amacının' şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerektiği sonucunu güçlendirir. Eğer sanık örgütsel amaçla kullandığını reddediyorsa ve aleyhinde başka delil yoksa, içeriğe ulaşılamayan bir durumda mahkumiyet kararı verilmesi, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin ihlali anlamına gelecektir. Bu karar, her dosyanın kendi somut özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/Yeni-bylock-karari)