Bir ceza infaz kurumunda, kendisine zarar verme eğiliminde olduğu ve daha önce intihara teşebbüs ettiği bilinen bir hükümlü, tekli koğuşa alınmış ve burada intihar etmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/829 sayılı kararında, cezaevi görevlilerinin sorumluluğu hangi hukuki temel üzerine inşa edilmiştir? Devletin, denetimi altındaki kişilerin 'yaşama hakkı'nı koruma konusundaki 'pozitif yükümlülüğü'nü bu karar bağlamında açıklayınız.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, bu kararda cezaevi görevlilerinin sorumluluğunu, AİHS m. 2 ve Anayasa m. 17'de güvence altına alınan 'yaşama hakkı' kapsamında devletin sahip olduğu 'pozitif yükümlülük' ilkesi üzerine inşa etmiştir. Bu ilkeye göre devlet, sadece bireylerin yaşamına müdahale etmekten kaçınmakla (negatif yükümlülük) kalmaz, aynı zamanda denetimi altındaki kişilerin yaşamını, hem dışarıdan gelen hem de kişinin kendisinden kaynaklanan tehlikelere karşı korumak için gerekli tüm tedbirleri almakla (pozitif yükümlülük) da sorumludur. Somut olayda, hükümlünün intihar riskinin bilinmesine rağmen, gerekli güvenlik önlemleri alınmadan ve kendisine zarar verebileceği eşyalardan arındırılmadan tekli koğuşa konulması, bu pozitif yükümlülüğün ihmalidir. Bu ihmal ile ölüm neticesi arasında illiyet bağı kuran Yargıtay, görevlilerin taksirle ölüme neden olma suçundan sorumlu tutulması gerektiğine karar vermiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/infaz-kanunu-madde-49-yonetim-tarafindan-alinabilecek-tedbirler.html)