Anayasa Mahkemesi'nin, özellikle tutukluluk incelemelerinde 'bariz takdir hatası' ve 'açıkça dayanaktan yoksunluk' gibi kriterler kullanarak delil değerlendirmesine girmesi, 'yerindelik denetimi yasağı' ilkesiyle nasıl bir gerilim yaratmaktadır? Bu uygulamanın, bitmemiş dosyalarda 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' (Anayasa m.19) ile bitmiş dosyalarda 'dürüst yargılanma hakkı' açısından farklı gerekçelendirmelerini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #196811

AYM'nin delil değerlendirmesine girmesi, ilk derece mahkemelerinin takdir alanına müdahale ettiği ve 'yerindelik denetimi' yaptığı eleştirilerine yol açarak bir gerilim yaratmaktadır. Ancak bu uygulamanın gerekçelendirmesi, incelenen dosyanın durumuna göre farklılaşır: 1) Bitmemiş Dosyalarda (Tutukluluk İncelemesi): AYM, Anayasa m.19/3'teki 'suçluluğu hakkında kuvvetli belirti' ön şartının varlığını denetlemek zorundadır. Bu denetim, zorunlu olarak delillerin asgari düzeyde bir değerlendirmesini gerektirir. AYM, delilleri yeniden yargılama yapar gibi tartmaz, ancak tutuklamayı haklı kılacak 'kuvvetli belirti'nin 'açıkça dayanaktan yoksun' veya 'keyfi' olup olmadığını inceler. Amaç, kişi hürriyetine yönelik ölçüsüz müdahaleleri önlemektir. 2) Bitmiş Dosyalarda (Dürüst Yargılanma Hakkı): Kesinleşmiş bir hükümde, AYM delil değerlendirmesine 'hukuka aykırı delillerin' kullanılıp kullanılmadığını veya mahkeme kararının 'bariz takdir hatası' içerip içermediğini denetlemek için girer. Burada amaç, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve gerekçeli karar hakkının ihlal edilip edilmediğini tespit etmektir. Her iki durumda da AYM, yerindelik denetimi yapmaktan çok, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini anayasal standartlar üzerinden denetlediğini savunmaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/Anayasa-Mahkemesi-Yeni-Enis-Berberoglu-Karari)