İşçilik alacakları için açılan bir davada, davacının taleplerini 'belirsiz alacak davası' olarak nitelendirmesi ancak mahkemenin bu alacakların aslında belirlenebilir olduğu kanaatine varması durumunda, Yargıtay'ın önceki katı yorumu ile Anayasa Mahkemesi'nin 'İsmail Avcı' ve 'Faysal Çifçi' kararları sonrası oluşan yeni yaklaşım arasındaki fark nedir? Mahkemenin bu durumda izlemesi gereken usul nasıl olmalıdır?
Yargıtay'ın (özellikle 22. Hukuk Dairesi'nin) önceki katı yorumuna göre, şartları oluşmadığı halde açılan belirsiz alacak davası, davacıya süre verilmeksizin 'hukuki yarar yokluğundan' usulden reddedilmeliydi. Bu durum, davacıların hak kaybına ve alacaklarının zamanaşımına uğramasına neden oluyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi, İsmail Avcı (B. No: 2019/12190) ve Faysal Çifçi (B. No: 2019/17969) kararlarında bu katı yorumun, mahkemeye erişim hakkını (Anayasa m. 36) orantısız bir şekilde kısıtladığına ve ağır bir külfet yüklediğine hükmetmiştir. AYM'ye göre, mahkemenin davayı doğrudan reddetmek yerine, 6100 sayılı HMK'nın tanıdığı imkanları kullanarak (davanın genel eda davası olarak kabulü gibi) davacıya talep sonucunu netleştirmesi için süre vermesi, daha hafif ve ölçülü bir müdahaledir. Bu kararlar sonrası, mahkemelerin, hatalı şekilde belirsiz alacak davası olarak açılan davaları hukuki yarar yokluğundan doğrudan reddetmek yerine, davacıya davasını belirli/kısmi alacak davasına dönüştürmesi ve alacak miktarını netleştirmesi için kesin süre vermesi, aksi takdirde davayı usulden reddetmesi şeklinde bir yol izlemesi, Anayasa'nın 36. maddesine uygun bir yaklaşım olacaktır. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/iscilik-alacaklari-belirsiz-alacak-davasi/)