5237 sayılı TCK'nın benimsediği teşebbüs sisteminde, ceza indirim oranının belirlenmesindeki temel ölçüt 'meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı'dır (TCK m. 35/2). Bu ölçütün, mülga 765 sayılı TCK'daki 'eksik teşebbüs - tam teşebbüs' ayrımından farkı nedir? Bir cinsel saldırı olayında failin sadece dokunabildiği bir teşebbüs ile mağduru ciddi şekilde yaraladığı ancak nihai amaca ulaşamadığı bir teşebbüs arasında ceza indirimi açısından nasıl bir fark olacaktır?
Mülga 765 sayılı TCK, failin icra hareketlerini bitirip bitiremediğine göre bir ayrım yapıyordu. İcra hareketleri bitmemişse 'eksik teşebbüs', bitmiş ama netice gerçekleşmemişse 'tam teşebbüs' kabul ediliyor ve tam teşebbüste daha az indirim yapılıyordu. Bu sistem, adaletsiz sonuçlara yol açabiliyordu. 5237 sayılı TCK ise bu ayrımı kaldırarak, objektif bir kritere odaklanmıştır: 'zarar veya tehlikenin ağırlığı'. Bu, eylemin mağdur üzerinde yarattığı somut etkiyi ve tehlikeyi esas alır. Örnekte, failin sadece dokunabildiği teşebbüs eyleminde, mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik tehlike daha azdır. Mağduru ciddi şekilde yaraladığı teşebbüs eyleminde ise, hem kasten yaralama suçu (gerçek içtima ile) ayrıca cezalandırılacak, hem de cinsel saldırıya teşebbüs açısından 'meydana gelen tehlike' çok daha ağır olacaktır. Dolayısıyla, ikinci durumda hakim, TCK m. 35/2'deki indirim oranını (dörtte birden dörtte üçe kadar) uygularken, tehlike daha ağır olduğu için en alt sınırdan (dörtte bir) indirim yapacak veya daha az bir indirim oranını takdir edecektir. İlk durumda ise tehlike daha az olduğu için daha fazla indirim (dörtte üçe yakın) yapması beklenir.