İdarenin bir kamu görevlisine rücu edebilmesinin temel şartı olan 'kişisel kusur' ile idarenin vatandaşa karşı sorumlu olduğu 'hizmet kusuru' arasındaki ayrımı Danıştay içtihatları çerçevesinde açıklayınız. Kamu görevlisinin eyleminin, görevi sırasında ancak görevin gereklerine aykırı, kasıtlı veya ağır ihmal içeren bir eylem olması, rücu davası açısından nasıl bir sonuç doğurur?
'Hizmet kusuru', hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi idarenin işleyişindeki bir aksaklıktır ve idarenin vatandaşa karşı tazminat sorumluluğunun temelini oluşturur. 'Kişisel kusur' ise, kamu görevlisinin göreviyle ilgili olmakla birlikte, hizmetten ayrılabilen, memurun kişiliğinden kaynaklanan kasıtlı, ağır ihmalkar veya kötü niyetli eylemleridir. Danıştay, bir eylemin 'kişisel kusur' sayılabilmesi için, memurun kin, husumet gibi kötü niyetle hareket etmesini, yetkisini bariz şekilde aşmasını veya bir suç işlemesini aramaktadır. Kamu görevlisinin eylemi kasıtlı veya ağır ihmal içeriyorsa, bu durum 'ağır kişisel kusur' olarak nitelendirilir ve idarenin rücu hakkını doğurur. İdare, vatandaşa ödediği tazminatı bu kişisel kusuru nedeniyle memurdan talep edebilir. Rücu davasında (Asliye Hukuk Mahkemesi'nde), memurun sadece kendi kişisel kusuruna isabet eden oranda sorumlu tutulması gerekir; idarenin organizasyon kusuru gibi kendi kusurları rücu miktarından indirilir (Anayasa m. 129/5, 657 s. DMK m. 13).