Ziynet alacağı davasında, davalı koca, ziynetlerin kadının rızasıyla ve iade edilmemek üzere (örneğin evin borçları için) bozdurulduğunu iddia ederse, ispat yükü kime aittir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu konudaki yaklaşımını ve 'hayatın olağan akışı' ilkesini nasıl kullandığını açıklayınız.
Bu durumda ispat yükü, bu iddiadan kendi lehine hak çıkaran davalı kocaya aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E. 2012/6-1849, K. 2013/1006) kararında da belirtildiği gibi, kural olarak ziynetler kadının kişisel malıdır ve evde muhafaza edilir. Kocanın, bu ziynetlerin 'iade edilmemek üzere' kendisine verildiğini, yani bağışlandığını veya kadının rızasıyla ortak ihtiyaçlar için harcandığını iddia etmesi halinde, bu iddiayı kendisi ispat etmekle yükümlüdür. Yargıtay, 'hayatın olağan akışı' ilkesini de kullanarak, kadının ziynetlerini karşılıksız olarak kocasına vermesinin olağan bir durum olmadığını kabul eder. Bu nedenle, koca bu iddiasını yazılı delil veya güçlü tanık beyanları gibi kesin kanıtlarla ispatlayamazsa, ziynetleri iade etmekle yükümlü tutulur. Ayrıca, kadının şiddet görerek veya can havliyle evden ayrılması gibi durumlarda, ziynetleri yanında götürmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edilir ve bu durumda da ziynetlerin kocada kaldığına dair bir karine oluşur; aksini ispat yükü yine kocaya düşer.