İşçilik alacaklarına ilişkin bir davada, davacı alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyemediği gerekçesiyle davayı 'belirsiz alacak davası' (HMK m. 107) olarak açmıştır. Yargıtay, kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacakların hesaplanabilir olduğu gerekçesiyle bu tür davaların 'hukuki yarar yokluğundan' usulden reddedilmesi gerektiği yönünde bir içtihat geliştirmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 'Faysal Çifçi ve Diğerleri' (B. No: 2019/17969) kararında, Yargıtay'ın bu yaklaşımı hangi Anayasal hak kapsamında ve hangi gerekçelerle ihlal olarak nitelendirilmiştir?
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay'ın bu katı yorumunu Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı' kapsamındaki 'mahkemeye erişim hakkı'nın ihlali olarak nitelendirmiştir. AYM'nin gerekçesi şöyledir: Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olması gerekir. Davanın doğrudan hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi, başvurulabilecek 'son çare' değildir ve kişiye aşırı bir külfet yüklemektedir. HMK'nın ruhu, usul hataları nedeniyle hak kayıplarını önlemeye yöneliktir. Bu bağlamda hakim, davayı doğrudan reddetmek yerine, davacıya HMK'daki diğer imkanları (örneğin, talep sonucunu netleştirmesi için süre verme, davayı kısmi veya genel eda davası olarak görmeye devam etme) kullanarak davayı yürütme olanağına sahiptir. Davanın, özellikle yargılamanın ilerleyen aşamalarında usulden reddedilmesi, hem zamanaşımı riski doğurmakta hem de davacının mahkemeye erişimini orantısız bir şekilde kısıtlamaktadır. Dolayısıyla, daha hafif bir müdahale aracı varken en ağır olanın (davanın reddi) tercih edilmesi, ölçülülük ilkesine ve mahkemeye erişim hakkına aykırıdır.