6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, mülga 1086 sayılı HUMK'taki 'Kanunu Medenide tayin olunan haller mahfuz kalmak şartıyla' ifadesinin yeni kanunda yer almamasının, boşanmanın fer'i niteliğindeki taleplerin (maddi-manevi tazminat, yoksulluk nafakası) yargılamanın her aşamasında serbestçe istenebilmesine yönelik eski uygulamaya etkisi ne olmuştur?
Mülga 1086 sayılı HUMK'un 185. maddesindeki bu istisnai ifade, boşanma davaları gibi Medeni Kanun'da özel olarak düzenlenen davalarda, boşanmanın fer'i niteliğindeki harca tabi olmayan taleplerin yargılamanın her aşamasında serbestçe ileri sürülebileceği şeklinde bir uygulamaya yol açmıştı. Ancak 6100 sayılı HMK'nın sistematiğinde böyle bir istisnaya yer verilmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-1580 E., 2018/446 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, HMK m. 141'deki iddianın genişletilmesi yasağı, dava sebebi olan vakıalar gibi talep sonucunu da kapsar ve boşanmanın fer'i niteliğindeki talepler için bir istisna öngörmez. Dolayısıyla, 6100 sayılı HMK ile birlikte, dava dilekçesinde belirtilmeyen maddi tazminat, manevi tazminat veya yoksulluk nafakası gibi taleplerin, karşı tarafın açık rızası veya ıslah yoluna başvurulmaksızın yargılamanın ilerleyen aşamalarında (dilekçeler teatisi bittikten sonra) ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu durum, HMK'nın usul ekonomisi ve yargılamanın öngörülebilirliği ilkelerini güçlendirme amacının bir sonucudur.