CMK m. 46/1-b, hekimlerin hastaları hakkındaki bilgileri mesleki sır kapsamında sayarak tanıklıktan çekinme hakkı tanır. Bir hekim, acil servise getirilen ve darp edildiğini beyan eden bir hastayı muayene etmiştir. Daha sonra açılan kasten yaralama davasında tanık olarak çağrıldığında, hastanın rızası olmadığını belirterek sır saklama yükümlülüğü gereği tanıklık yapmaktan tamamen çekinebilir mi? Bu durum ile TCK m. 280 (Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi) arasındaki ilişkiyi tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #194492

Bu karmaşık bir durumdur ve iki yükümlülüğün çatışmasını içerir. CMK m. 46/1-b, hekime sır saklama yükümlülüğü ve buna bağlı olarak tanıklıktan çekinme hakkı verir. Bu hak, hekim-hasta arasındaki güven ilişkisini korumayı amaçlar. Ancak, TCK m. 280, sağlık mesleği mensuplarına, görevlerini yaptıkları sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirtiyle karşılaşmaları durumunda, bu durumu yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü getirmektedir. Kasten yaralama, TCK m. 280 kapsamında bildirilmesi gereken suçlardandır. Yargıtay uygulaması ve doktrindeki hakim görüş, bu tür durumlarda kamunun suçların aydınlatılması ve faillerin cezalandırılmasına ilişkin menfaatinin, sır saklama yükümlülüğüne üstün geldiği yönündedir. Dolayısıyla, hekimin, hastanın rızası olmasa bile, muayene sırasında gözlemlediği ve suç teşkil eden yaralanmalara ilişkin objektif bulguları (lezyonların yeri, niteliği vb.) tanık olarak anlatması bir zorunluluktur. Hekim, hastanın kendisine anlattığı ve yaralanmayla ilgisi olmayan özel sırları (örneğin neden darp edildiği gibi) açıklamaktan kaçınabilir, ancak suçun maddi delili niteliğindeki tıbbi gözlemlerini açıklamak zorundadır. Aksi takdirde TCK m. 280'deki suçu işleme riskiyle karşı karşıya kalır.