Anayasa'nın 46. maddesi, kamulaştırma bedelinin 'gerçek karşılıklarının peşin ödenmesini' emreder. Bu ilke ile Kamulaştırma Kanunu'nun 15. maddesindeki 'değer tespitinde, idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur' hükmü arasında nasıl bir ilişki vardır? Değerlemenin dava tarihine göre yapılması, Anayasal ilkenin gerçekleşmesini nasıl sağlar?
İki hüküm arasında doğrudan bir ilişki vardır ve birbirini tamamlar niteliktedir. Anayasa'nın emrettiği 'gerçek karşılık', kamulaştırılan mülkün, kamulaştırıldığı andaki piyasa değeridir. 'Peşin ödeme' ilkesi ise bu bedelin, mülk sahibinin elinden alınmadan önce veya alındığı anda ödenmesini gerektirir. Ancak uygulamada, idare ile mülk sahibi arasında bedelde anlaşılamayınca, idare Kamulaştırma Kanunu m. 10 uyarınca 'bedel tespiti ve tescil' davası açar. Bu dava süreci zaman alabilir ve bu süreçte taşınmazın değeri enflasyon vb. nedenlerle artabilir. Kamulaştırma Kanunu'nun 15. maddesi, bu belirsizliği ortadan kaldırmak için net bir tarih belirler: Değerleme, davanın açıldığı tarihe göre yapılır. Bu hüküm, Anayasal ilkenin hayata geçirilmesini sağlar. Çünkü dava açıldığı anda idare, mahkemece belirlenecek bedeli bankaya bloke etmeye hazır olmalıdır. Değerleme bu tarihe göre yapıldığında, mülk sahibi, mülkü üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlandığı (dava açıldığı) andaki 'gerçek karşılığı' almış olur. Eğer değerleme karar tarihine göre yapılsaydı, dava sürecindeki değer artışları nedeniyle idarenin sürekli ek ödenek bulması gerekecek ve 'peşin ödeme' ilkesi zedelenecekti. Dolayısıyla, değerlemenin dava tarihine göre yapılması, hem hukuki öngörülebilirlik sağlar hem de peşin ödeme ilkesinin fiilen işlemesine hizmet eder.