Bir kasten yaralama (TCK m. 86) olayı sonrasında alınan adli tıp raporunda, mağdurun vücudunda gözle görülür bir lezyon (morluk, sıyrık vb.) tarif edilmemiş, ancak muayene sırasında belirli bir bölgede 'hassasiyet' ve 'fonksiyon kısıtlılığı' olduğu belirtilmiştir. Bu tür bir rapor, kasten yaralama suçunun sübutu açısından tek başına yeterli bir delil midir? Savunma tarafının bu bulguların 'sübjektif' olduğu ve hükme esas alınamayacağı yönündeki iddiası karşısında, mahkemenin nasıl bir değerlendirme yapması gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #194431

Metindeki analize göre, 'hassasiyet' ve 'fonksiyon kısıtlılığı' gibi bulguların yer aldığı bir adli rapor, kasten yaralama suçunun ispatında önemli bir delildir ve 'sübjektif' olduğu gerekçesiyle tamamen göz ardı edilemez. Vücuda acı vermek de TCK m. 86/1 kapsamında yaralama sayıldığından, gözle görülür bir iz olmasa bile suç oluşabilir. Ancak, bu tür bir raporun tek başına mahkumiyet için yeterli olup olmadığı, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin ilgili kararlarında da görüldüğü gibi, eğer bu rapor mağdurun tutarlı beyanları, tanık anlatımları veya diğer somut delillerle destekleniyorsa, mahkumiyet hükmüne esas alınabilir. Ancak, mağdurun beyanlarında çelişkiler varsa ve raporu destekleyen başka hiçbir delil yoksa, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği beraat kararı verilmesi gerekebilir. Dolayısıyla, bu tür bir raporun delil değeri, diğer delillerle olan uyumuna ve olayın bütünlüğü içindeki yerine göre mahkeme tarafından takdir edilmelidir.