5275 sayılı İnfaz Kanunu m. 43/3, 'ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma' cezasının avukatlar ve yasal temsilcilerle görüşmelerde uygulanamayacağını belirtmektedir. Bu istisnanın, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'hak arama hürriyeti' ve 'adil yargılanma hakkı' ile olan bağını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #194153

İnfaz Kanunu m. 43/3'te yer alan bu istisna, temel hak ve özgürlüklerin, disiplin yaptırımlarıyla dahi ortadan kaldırılamayacağı ilkesinin somut bir örneğidir. Bu istisnanın Anayasa m. 36 ile doğrudan bir bağı vardır. Anayasa m. 36, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile 'adil yargılanma hakkına' sahip olduğunu güvence altına alır. Bu hakkın en temel unsurlarından biri de 'savunma hakkı' ve bu hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli olan 'hukuki yardım alma hakkı'dır. Bir hükümlünün veya tutuklunun, hakkında devam eden bir dava, açacağı yeni bir dava veya infazına ilişkin bir sorunla ilgili olarak avukatıyla veya yasal temsilcisiyle (vasisi vb.) görüşmesi, savunma hakkının ve hak arama hürriyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer 'ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma' disiplin cezası, avukat ve yasal temsilci görüşmelerini de kapsasaydı, bu durum hükümlünün; - Devam eden bir davada savunma stratejisi belirlemesini, - Yeni bir hak ihlaline karşı dava açmasını (örneğin, disiplin cezasının iptali için), - Kanun yollarına başvurmasını, - Veya infazla ilgili diğer yasal haklarını kullanmasını fiilen imkansız hale getirirdi. Bu da Anayasa m. 36'da güvence altına alınan hakların özüne dokunan bir kısıtlama olurdu. Kanun koyucu, bu istisnayı getirerek, ceza infaz kurumunun disiplin ve düzen ihtiyacı ile bireyin temel hak arama özgürlüğü arasında bir denge kurmuş ve savunma hakkının kutsallığını ve önceliğini teyit etmiştir.