5271 sayılı CMK'nın 29. maddesi, reddi istenen hakimin duruşma sırasında, ret talebi hakkında bir karar verilinceye kadar duruşmaya devam edebileceğini, ancak CMK m. 216'da tanımlanan aşamaya geçemeyeceğini belirtmektedir. Bu kuralın, 'adil yargılanma hakkı' ve 'hakimin tarafsızlığı' ilkeleri açısından taşıdığı önemi ve kurduğu dengeyi analiz ediniz.
CMK m. 29/2'de düzenlenen bu kural, iki temel ilke arasında hassas bir denge kurmayı amaçlar: Bir yanda, yargılamanın kötü niyetli veya zamansız ret talepleriyle sürekli kesintiye uğramasını önleyerek 'usul ekonomisi' ve 'yargılamanın makul sürede bitirilmesi' ilkesi; diğer yanda ise, hakkında ciddi tarafsızlık şüphesi bulunan bir hakimin, davanın en kritik aşamasına müdahale etmesini engelleyerek 'adil yargılanma hakkı' ve 'hakimin tarafsızlığı' ilkesi. Kurduğu denge şöyledir: 1) Yargılamanın Devamlılığının Sağlanması: Ret talebinin duruşma ortasında yapılması halinde, duruşmayı hemen kesmek, süreci akamete uğratabilir. Kanun, bu nedenle hakime, tanık dinleme, belge inceleme gibi delillerin ortaya konulması ve tartışılması aşamalarını tamamlama yetkisi vererek duruşmanın bütünlüğünü korur. 2) Adil Yargılanma Hakkının Güvencesi: Ancak bu yetki sınırsız değildir. Duruşma, delillerin tartışılması bitip de, tarafların son iddia ve savunmalarını yapacakları, yani hükmün temelini oluşturacak son sözlerin söyleneceği CMK m. 216 aşamasına geldiğinde, reddi istenen hakimin yetkisi sona erer. Çünkü bu aşama, hakimin tarafsızlığının en üst düzeyde olması gereken ve tarafların davayı özetlediği en kritik andır. Hakkında şüphe bulunan bir hakimin bu aşamayı yönetmesi, adil yargılanma hakkını zedeler. Dolayısıyla kanun, duruşmanın delil toplama aşamasının aksamasını önlerken, hükme esas alınacak son beyanların tarafsız bir hakim veya heyet önünde yapılmasını güvence altına alarak bu dengeyi kurmaktadır.