5271 sayılı CMK'nın 102. maddesinde öngörülen azami tutukluluk süreleri, Anayasa Mahkemesi'nin 'makul sürede yargılanma hakkı' ve 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' (Anayasa m. 19) konusundaki bireysel başvuru kararlarında nasıl bir rol oynamaktadır? Bir sanığın tutukluluğunun CMK m. 102'deki azami süreleri aşmaması, tek başına tutukluluğun makul olduğuna karar vermek için yeterli midir?
Hayır, yeterli değildir. CMK m. 102'de belirtilen azami tutukluluk süreleri (ağır ceza için 2+3 yıl vb.), tutukluluğun 'üst sınırını' belirleyen yasal bir çerçevedir. Bu sürelerin aşılması, tutukluluğun 'kanuna aykırı' hale gelmesine ve derhal tahliye kararı verilmesini gerektiren mutlak bir durumdur. Ancak, bir sanığın tutukluluğunun bu yasal azami süreleri aşmamış olması, tek başına o tutukluluğun Anayasa m. 19 anlamında 'makul' olduğu anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi ve AİHM, tutukluluğun makul olup olmadığını değerlendirirken, sadece geçen toplam süreye değil, her davanın kendi özel koşullarına bakar. Bu değerlendirmede dikkate alınan kriterler şunlardır: - Suçun niteliği ve öngörülen cezanın ağırlığı. - Tutuklamanın dayandığı gerekçelerin (kaçma şüphesi, delil karartma tehlikesi) devam edip etmediği. - Yargılamanın yürütülmesinde sanığın veya idari/yargısal makamların bir gecikmeye neden olup olmadığı. - Tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığı. Dolayısıyla, bir sanık CMK m. 102'deki süre dolmamış olsa bile, örneğin 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra, artık kaçma veya delil karartma tehlikesi kalmadığı halde tutukluluğu devam ettiriliyorsa veya davası makul olmayan bir yavaşlıkla yürütülüyorsa, Anayasa Mahkemesi'ne yapacağı bireysel başvuruda 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının' ihlal edildiğine karar verilebilir. Özetle, CMK m. 102 'kanunilik' denetimi için bir ölçütken, Anayasa Mahkemesi'nin denetimi hem kanuniliği hem de 'makullüğü' kapsayan daha geniş bir denetimdir.