5271 sayılı CMK'nın 46. maddesi uyarınca, hekimlerin hastaları hakkında öğrendikleri bilgiler nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkı mutlak mıdır? Bu hakkın, hastanın veya yakınlarının rızası ile ortadan kalkıp kalkmayacağını, avukatların çekinme hakkı ile karşılaştırarak açıklayınız.
Hayır, hekimlerin (diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve diğer tıp mensupları dahil) tanıklıktan çekinme hakkı mutlak değildir. CMK m. 46/1-b, bu meslek mensuplarına 'bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler' konusunda tanıklıktan çekinme hakkı tanır. Bu, hasta-hekim arasındaki güven ilişkisini ve hasta mahremiyetini korumayı amaçlar. Ancak bu hak, CMK m. 46/2 hükmü ile sınırlandırılmıştır. Bu fıkraya göre, '(a) bendinde belirtilenler (avukatlar) dışında kalan kişiler, ilgilinin (hastanın veya sır sahibinin) rızasının varlığı halinde, tanıklıktan çekinemez.' Dolayısıyla, eğer hasta, kendisi hakkındaki bilgilerin mahkemede açıklanmasına rıza gösterirse, hekim artık meslek sırrı gerekçesiyle tanıklıktan çekinemez, tanıklık yapmakla yükümlü hale gelir. Bu durum, hekimlerin çekinme hakkının 'nispi' olduğunu gösterir. Avukatların çekinme hakkı ise (m. 46/1-a) bu kuralın dışındadır ve 'mutlaktır'. Müvekkil rıza gösterse dahi avukat tanıklıktan çekinme hakkını kullanabilir. Bu fark, avukatın sır saklama yükümlülüğünün sadece müvekkilin değil, aynı zamanda kamu düzeni ve savunma hakkının bir gereği olarak görülmesinden kaynaklanır.