CMK m. 102, tutuklulukta geçecek azami süreleri ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler olarak ayırmaktadır. Bu süreleri ve uzatma koşullarını açıklayınız. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin E:2019/2325 sayılı kararında atıf yapılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı, tutukluluk süresinin hesaplanmasında 'Yargıtay aşamasında geçen sürenin' dikkate alınıp alınmayacağı konusunda nasıl bir ilke benimsemiştir?
CMK m. 102, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesindeki 'makul sürede yargılanma' hakkının bir gereği olarak, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki tutukluluk için azami süreler belirlemiştir. Bu süreler, suçun niteliğine göre farklılaşır: 1) Ağır Ceza Mahkemesinin Görevine Girmeyen İşler (Asliye Ceza Mahkemesi): Tutukluluk süresi en çok 'bir yıldır'. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek 'altı ay daha' uzatılabilir. Toplam süre 1 yıl 6 ayı geçemez. 2) Ağır Ceza Mahkemesinin Görevine Giren İşler: Tutukluluk süresi en çok 'iki yıldır'. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir ve uzatma süresi toplam 'üç yılı' geçemez. Bazı katalog suçlar (TCK'daki belirli suçlar ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar) için ise bu azami süre toplam 'beş yılı' geçemez. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin kararında atıf yapılan YCGK kararı (2011/1-51 E.), bu sürelerin hesaplanmasına ilişkin önemli bir yorum getirmiştir. Buna göre, CMK m. 102'de belirtilen azami tutukluluk süreleri, soruşturma ve ilk derece mahkemesindeki kovuşturma aşamaları için geçerlidir. İlk derece mahkemesi hüküm verdikten sonra, kanun yolu (istinaf ve temyiz) aşamasında geçen süreler bu azami sürelere dahil değildir. Yani, bir sanık ilk derece mahkemesinde 2 yıl tutuklu yargılanıp mahkum olduktan sonra, dosyası Yargıtay'da incelenirken geçen süre, CMK m. 102'deki azami sürenin hesabında dikkate alınmaz. Bu yorum, tutukluluğun bir tedbir olma niteliği ile hükümlülüğün infazı arasındaki ayrıma dayanmaktadır.