2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na 'İç Güvenlik Paketi' ile eklenen, 'kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen örterek' toplantıya katılma fiilini suç olarak düzenleyen hükmü, Anayasa m. 38/5'te yer alan 'kimsenin kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı' ilkesi çerçevesinde eleştirel bir bakış açısıyla analiz ediniz.
2911 sayılı Kanun'un 33. maddesine eklenen bu düzenleme, ceza hukukunun temel ilkeleri açısından tartışmalıdır. Hüküm, belirli silah veya araçları taşıma fiilinden bağımsız olarak, tek başına 'kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen bez ve sair unsurlarla örterek' toplantıya katılmayı 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suç olarak tanımlamaktadır. Metinde de belirtildiği gibi bu durum, Anayasa m. 38/5'te düzenlenen ve 'nemo tenetur seipsum accusare' (hiç kimse kendini suçlamaya zorlanamaz) ilkesi olarak bilinen temel hakla çelişme potansiyeli taşır. Bu ilke, kişinin sadece aleyhine beyanda bulunmaya değil, aynı zamanda aleyhine 'delil göstermeye' zorlanamamasını da kapsar. Bir kişinin kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü örtmesi, devletin delil elde etmesini zorlaştıran bir eylemdir. Faili, delil elde etmeyi zorlaştırdığı, bir nevi 'pasif' olarak delil kararttığı için cezalandırmak, dolaylı olarak onu kimliğini açık etmeye, yani aleyhine delil sağlamaya zorlamak anlamına gelir. Ceza hukuku, kişiyi işlediği suç fiili nedeniyle cezalandırır, suçu işledikten sonra kimliğini gizlediği veya delilleri yok ettiği için değil (bunun istisnası TCK m. 281'dir, ancak o da başkasının suçuna ilişkindir). Metinde de isabetli bir şekilde vurgulandığı gibi, 'suça konu edilebilecek herhangi bir eylemde bulunmayan, (...) bir kişinin, toplantı ve gösteri yürüyüşüne sırf yüzünü kısmen veya tamamen kapatmak suretiyle katıldığından bahisle cezalandırılması hukuka aykırıdır.' Bu eylem, ancak işlenen başka bir suçun (örneğin polise taş atma) nitelikli hali olarak (suç işleme kastının yoğunluğunu gösterdiği için) daha ağır bir cezayı gerektirebilir, ancak tek başına bir suç fiili olarak düzenlenmesi ceza hukukunun temel ilkelerine ve özellikle de Anayasa m. 38/5'e aykırılık teşkil etme riski taşımaktadır.