Kasten yaralama suçlarında (TCK m. 86), mağdur hakkında düzenlenen adli muayene raporunda objektif bir lezyon (morluk, kesi vb.) bulunmayıp, yalnızca 'hassasiyet ve fonksiyon kısıtlılığı' gibi sübjektif bulgulara yer verilmesi, suçun ispatı açısından ne anlam ifade eder? Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin bu tür raporlara yaklaşımını, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi ve diğer delillerle olan ilişkisi bağlamında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #194027

Kasten yaralama suçunun ispatında adli tıp raporları kritik bir delildir. Ancak raporun içeriği, delil değeri açısından belirleyicidir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2019/18580 E. ve 2017/1194 E. sayılı kararlarında yansıyan yaklaşıma göre, adli raporda sadece 'hassasiyet' ve 'fonksiyon kısıtlılığı' gibi bulguların yer alması, tek başına mahkumiyet için yeterli görülmemektedir. Bunun sebebi, bu bulguların 'sübjektif' nitelikte olmasıdır; yani hekimin muayenesi sırasında mağdurun kendi beyanına ve tepkilerine dayanmasıdır. Objektif, gözle görülebilir bir bulgu (lezyon, ekimoz, sıyrık vb.) içermeyen bu tür raporlar, yaralama fiilinin gerçekleştiğini her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir şekilde ortaya koymaya tek başına yeterli değildir. Yargıtay, bu durumda diğer delillere bakar. Eğer mağdurun beyanları çelişkiliyse, sanık suçu inkar ediyorsa ve olayı doğrulayan başka bir tanık veya somut delil yoksa, sadece 'hassasiyet' ibaresine dayanan raporla mahkumiyet kurulması, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesine aykırı bulunur ve bozma nedeni sayılır. Ancak, mağdurun iddiasını doğrulayan tutarlı tanık beyanları veya başka somut deliller (kamera kaydı vb.) varsa, o zaman 'hassasiyet' içeren rapor bu delilleri destekleyici bir nitelik kazanabilir ve mahkumiyet için yeterli görülebilir. Sonuç olarak, bu tür raporların delil değeri, diğer delillerle birlikte değerlendirilmesine bağlıdır.