HMK kapsamında 'taraf sıfatı' (aktif ve pasif husumet ehliyeti) kavramını tanımlayınız. Taraf sıfatının yokluğu bir dava şartı mıdır, yoksa esasa ilişkin bir itiraz mıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/14-2261 E. sayılı kararı ışığında mahkemenin sıfat yokluğunu tespit ettiğinde nasıl bir karar vermesi gerektiğini açıklayınız.
Taraf sıfatı, bir diğer deyişle husumet, dava konusu sübjektif hak ile davanın tarafları arasındaki maddi hukuk ilişkisidir. Aktif taraf sıfatı, bir hakkı dava etme yetkisinin (dava hakkı) o hakkın sahibine ait olmasını; pasif taraf sıfatı ise bir hakkın, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişiden istenebilmesini ifade eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/14-2261 E. sayılı kararında da detaylıca açıklandığı gibi, taraf sıfatı bir 'dava şartı' değildir. Dava şartları, davanın usulüne ilişkin olup (taraf ehliyeti, dava ehliyeti gibi), mahkemenin davanın esasına girebilmesi için varlığı aranan koşullardır ve yokluğunda dava 'usulden reddedilir'. Oysa taraf sıfatı, usul hukukuna değil, 'dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur'. Bir kişinin bir davada davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı maddi hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, sıfat yokluğu bir defi değil, davanın esasına ilişkin bir 'itiraz'dır. Mahkeme, sıfat yokluğunu tespit ettiğinde, davayı usulden değil, 'sıfat yokluğundan esastan reddeder'. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar değil, taraf olarak gösterilen kişinin o davada davacı veya davalı sıfatına sahip olmadığını esastan tespit eden bir karardır. Mahkeme, sıfat yokluğunu davanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) gözetmek zorundadır.