Ceza Muhakemesi Hukukunda 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkesi, dijital delillerin (görüntü ve ses kayıtları) sunulması ve değerlendirilmesi sürecinde nasıl bir anlam ifade eder? Mahkemenin, bu kayıtların sadece kağıda dökülmüş transkriptleri veya fotoğrafları üzerinden hüküm kurması, CMK m. 206 ve m. 217 açısından neden hukuka aykırıdır?
'Delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkesi, hakimin, kararını dayandıracağı delillerle arada hiçbir vasıta olmaksızın, doğrudan temas etmesini gerektirir. Bu ilke, maddi gerçeğe en sağlıklı şekilde ulaşmanın temel güvencesidir. Görüntü ve/veya ses kayıtları söz konusu olduğunda, delilin kendisi kaydın içeriğini barındıran dijital materyaldir; bu materyalin kağıda dökülmüş hali (transkript, fotoğraf kareleri) ise delilin kendisi değil, delilden türetilmiş bir 'delil vasıtası' veya 'belge delili'dir. Metinde eleştirildiği üzere, mahkemenin orijinal kaydı duruşmada CMK m. 206 uyarınca 'ortaya koyup', CMK m. 216 uyarınca taraflara (savcı, sanık, müdafii, katılan) izletip/dinletip tartışmaya açmadan, sadece kolluk veya bilirkişi tarafından hazırlanan dökümlere dayanarak hüküm kurması, delillerin doğrudan doğruyalığı ilkesini ve CMK'nın emredici hükümlerini ihlal eder. CMK m. 217/1 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir' demektedir. Kaydın kendisi duruşmaya getirilip tartışılmadan, sadece dökümü üzerinden karar verilmesi bu hükme açıkça aykırıdır. Zira dökümler eksik, hatalı olabilir veya kaydın içerdiği tonlama, mimik, anlık görüntü gibi kritik detayları yansıtmayabilir. Bu durum, sanığın delile erişim ve savunma hakkını da kısıtlar. Bu nedenle mahkeme, orijinal delili duruşmada aleni olarak ortaya koymalı, tartışmalı ve kararını bu tartışmanın sonucuna göre, doğrudan delille temas ederek oluşturmalıdır.