Bir dolandırıcılık eyleminde, failin mağduru aldatmak için kullandığı hilenin niteliği ne olmalıdır? Mağdurun basit bir araştırma ile anlayabileceği, kolayca fark edilebilir bir yalan, TCK m. 157 anlamında 'hileli davranış' sayılır mı? Yargıtay'ın 'hilede yoğunluk ve ustalık' kriterini açıklayınız.
Dolandırıcılık suçunun (TCK m. 157) oluşabilmesi için failin 'hileli davranışlarla' bir kimseyi aldatması gerekir. Yargıtay içtihatlarına göre, her yalan veya aldatıcı beyan hile sayılmaz. Hilenin, mağdurun denetleme ve araştırma eğilimini ortadan kaldıracak, onu hataya düşürecek nitelikte 'yoğun ve ustaca' olması aranır. Yani, hilenin belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Mağdurun, ortalama bir dikkat ve basiretle, basit bir araştırma yaparak kolayca fark edebileceği yalanlar, genellikle dolandırıcılık suçu kapsamında 'hile' olarak kabul edilmez. Örneğin, 'bu araba hiç kaza yapmadı' demek, hasar kaydı sorgulaması gibi basit bir yöntemle doğruluğu anlaşılabileceği için, tek başına nitelikli bir hile sayılmayabilir. Ancak fail, bu yalanını sahte ekspertiz raporu gibi başka aldatıcı belgelerle desteklerse, hile 'yoğun ve ustaca' bir nitelik kazanır ve suç oluşur. Kısacası, Yargıtay, mağdurun da bir denetim külfeti olduğunu kabul etmekle birlikte, hilenin bu denetim imkanını etkisiz kılacak düzeyde olması gerektiğini vurgulamaktadır (TCK m. 157 Madde Gerekçesi'nde belirtilen irade özgürlüğünü ihlal etme mantığına dayanır) (www.zulkufarslan.av.tr/kamu-kurumunun-arac-olarak-kullanilmasi/).