Boşanma davasında, mahkemenin yazdığı 'gerekçeli karar' ile duruşma sonunda tefhim ettiği 'kısa karar' arasında çelişki olması durumunda hangi karar esas alınır? Bu durumun Yargıtay içtihadındaki yeri ve hukuki sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #193472

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, mahkemenin yargılamayı sonlandıran nihai kararı, tefhim edilen kısa karar ve daha sonra yazılan gerekçeli karardan oluşan bir bütündür. Gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması zorunludur. Ancak uygulamada bu ikisi arasında çelişki olması durumunda, Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre esas alınması gereken 'kısa karardır'. Çünkü kısa karar, hâkimin iradesinin ilk ve doğrudan açıklandığı, duruşmada tarafların yüzüne karşı tefhim edilen karardır. Gerekçeli kararın sonradan yazılması ve kısa karardan farklı olması, hâkimin ilk iradesinden döndüğü anlamına gelir ki bu, hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/6688 E., 2015/20758 K. sayılı kararında da bu ilke vurgulanmıştır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki, HMK m. 297'de sayılan hükmün unsurlarına aykırılık teşkil eder ve tek başına bir 'mutlak bozma' sebebidir. Bu durumda Yargıtay, dosyayı esastan incelemeden, sırf bu usuli hata nedeniyle kararı bozar (kadimhukuk.com.tr/makale/bosanma-davasinda-karar-ne-zaman-kesinlesir/).