Adli kontrol tedbiri (CMK m. 109), tutuklama tedbiri ile hangi ortak koşullara sahiptir ve ondan hangi yönleriyle ayrılır? CMK m. 109/6'ya göre adli kontrol altında geçen sürenin cezadan mahsup edilmemesi kuralının istisnaları nelerdir? Bu istisnaların getirilme mantığını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #193464

Adli kontrol tedbirinin uygulanabilmesi için, CMK m. 109/1 uyarınca, CMK m. 100'de belirtilen 'tutuklama sebeplerinin varlığı' gerekir. Yani, kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninin (kaçma şüphesi, delilleri karartma tehlikesi vb.) bulunması, her iki tedbir için de ortak ön koşuldur. Adli kontrol, tutuklamadan, kişiyi özgürlüğünden tamamen yoksun kılmaması yönüyle ayrılır; tutuklamanın yerine uygulanan daha hafif bir alternatiftir. CMK m. 109/6, adli kontrol altında geçen sürenin kural olarak cezadan mahsup edilemeyeceğini belirtir. Bu kuralın iki temel istisnası vardır: 1) Hastaneye Yatmak Dahil Tedavi veya Muayene Tedbirleri (m. 109/3-e): Özellikle uyuşturucu veya alkol bağımlılığından arınma amacıyla hastaneye yatırılan kişinin burada geçirdiği süreler, özgürlüğü kısıtlayıcı niteliği nedeniyle cezadan mahsup edilir. 2) Konutunu Terk Etmemek (Ev Hapsi) (m. 109/3-j): Konutunu terk etmeme yükümlülüğü, kişinin özgürlüğünü en yoğun şekilde kısıtlayan adli kontrol türü olduğu için, burada geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır. Bu istisnaların getirilme mantığı, söz konusu adli kontrol türlerinin, kişinin hareket serbestisini diğer tedbirlere (imza atma, yurt dışı yasağı vb.) göre çok daha ciddi şekilde sınırlaması ve fiilen bir tür özgürlükten yoksun bırakma niteliği taşımasıdır (kadimhukuk.com.tr/makale/ceza-muhakemesi-kanunu-109-madde-cmk/).