Bir kişinin 'ifadeye çağrılmak' üzere telefonla aranması ve karakola davet edilmesi hukuka uygun bir yöntem midir? CMK m. 145'te belirtilen usule aykırı bu uygulama karşısında kişinin hakları nelerdir ve çağrıya uymamasının hukuki sonucu ne olabilir?
CMK m. 145'e göre, ifadeye çağırma işleminin kural olarak 'çağrı kağıdı (davetiye)' ile yapılması ve bu çağrıda kişinin neden çağrıldığı ile gelmemesi halinde zorla getirileceğinin yazılması gerekir. Telefonla arayarak ifadeye çağırmak, kanunda öngörülen resmi usul olmamakla birlikte, uygulamada sıkça başvurulan bir yöntemdir. Bu durum usule aykırı olsa da, tek başına ifade işlemini geçersiz kılmaz. Ancak, bu çağrı üzerine karakola giden kişinin, ifade vermeden önce dosya hakkında bilgi alma, avukat talep etme (müdafi yardımından yararlanma) ve susma hakkı gibi CMK m. 147'de sayılan tüm hakları saklıdır. Kişi, telefonla yapılan çağrıya uymak zorunda değildir. Ancak, usule uygun davetiye tebliğ edilmesine rağmen ifade vermeye gitmeyen veya kendisine ulaşılamayan kişi hakkında Cumhuriyet savcısının kararıyla 'zorla getirme' veya 'yakalama emri' çıkarılabilir (CMK m. 146). Bu durumda kişi, ilk kimlik kontrolünde (GBT sorgusunda) veya adresinde yakalanarak zorla ifadeye götürülecektir. Dolayısıyla, usule aykırı da olsa telefon çağrısını ciddiye almak ve bir avukata danışarak hareket etmek, ileride daha zorlayıcı tedbirlerle karşılaşmamak adına önemlidir (avukaterdemozkan.com/ceza-hukuku/ifadeye-cagrilmak-ifade-vermek/).