5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinin 3. fıkrası, 'Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.' hükmünü içermektedir. Bu hükmün, 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' (CMK m.217) ilkesine getirdiği sınırlamayı ve 'mutlak delil yasağı' kavramını açıklayınız.
Bu hüküm, 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesine getirilmiş en önemli ve mutlak sınırlamalardan biridir. Delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi, hakimin, dosyaya sunulan delilleri vicdani kanaatine göre serbestçe tartıp bir sonuca varması anlamına gelir. Ancak bu serbestlik, sınırsız değildir; en temel sınırı, delilin 'hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş' olmasıdır. CMK m.148/3, bu sınırı, iradeyi sakatlayan yasak usuller (işkence, yorma, aldatma, ilaç verme vb.) açısından somutlaştırmaktadır. Bu hüküm, bir 'mutlak delil yasağı' veya 'mutlak değerlendirme yasağı' yaratır. Bunun anlamı şudur: Bir ifadenin, m.148'de sayılan yasak usullerden biriyle alındığı tespit edilirse, mahkeme artık o ifadenin 'doğru olup olmadığını' veya 'başka delillerle desteklenip desteklenmediğini' tartışamaz. İfadenin içeriği tamamen doğru bile olsa, o ifade hukuken 'yok' hükmündedir ve hiçbir şekilde hükme esas alınamaz. Şüphelinin veya sanığın, 'o ifadem doğruydu, rızamla verdim' demesi dahi bu durumu değiştirmez. Çünkü bu yasak, sadece sanığın haklarını değil, aynı zamanda adil bir yargılamanın ve hukuk devletinin onurunu korumayı amaçlayan, kamu düzenine ilişkin bir yasaktır (ceza-muhakemesi-kanunu-148-madde-cmk).